Kuralları Savunmak mı, Kuralsızlığı Mazeretle Örtmek mi? - Eskişehir Haber

Özgür TIKIZ

Özgür TIKIZ
Özgür TIKIZ

Kuralları Savunmak mı, Kuralsızlığı Mazeretle Örtmek mi?

Kuralları Savunmak mı, Kuralsızlığı Mazeretle Örtmek mi?
Yayınlama: 10 Mart 2026 Salı - 164
A+
A-

Son günlerde nereye baksak trafik cezaları konuşuluyor. Televizyonlarda, sosyal medyada, kahve sohbetlerinde aynı cümle dönüp duruyor:
“Bu cezalar asgari ücretle nasıl ödenecek?”

İlk bakışta kulağa mağduriyet gibi gelen bu itirazın içinde ciddi bir problem var. Çünkü bu soruyu soranların çoğu, cezanın neden kesildiğini konuşmayı pek tercih etmiyor. Oysa mesele tam da burada başlıyor.

Alkollü araç kullandığı için daha önce ehliyetine el konulmuş bir kişinin tekrar direksiyon başına geçip yine alkollü ve üstelik ehliyetsiz yakalanması… Sonra da “ceza çok yüksek” diye tartışma açılması…

Önce şunu netleştirelim:
Bu kişilerin asgari ücretle çalıştığını nereden biliyoruz? Bu bilgiye kim, hangi veriye dayanarak ulaştı? Yoksa “asgari ücret” kavramı, yapılan hatayı hafifletmek için kullanılan bir bahaneye mi dönüştü?

Bir gazeteci olarak trafik denetimleriyle ilgili basın bültenlerini sık sık inceliyorum. Rakamlar gerçekten ürkütücü. Her denetimde onlarca alkollü sürücü, kimi zaman da uyuşturucu etkisinde direksiyon başına geçen insanlar yakalanıyor. Bu tablo karşısında şaşkınlık yaşarken, birilerinin çıkıp bu kuralsızlığı savunmaya çalışması insanı daha da hayrete düşürüyor.

İnsan sormadan edemiyor:
İlla böyle bir sürücü gelip sizin sevdiğiniz birinin canını mı yakmalı?

Hatırlayın… Daha birkaç ay önce şehrin göbeğinde, Hasan Polatkan Bulvarı’nda yaşanan o korkunç kazayı. Evlerine gitmekte olan üç insan, alkollü bir sürücünün kontrolsüzlüğü yüzünden hayatını kaybetti. Üç genç insan… Üç aile… Sonsuza kadar kapanmayacak üç büyük yara…

Şimdi soralım:
Bu hayatların bedeli nedir?
Geride kalanlara hangi para, hangi özür o boşluğu doldurabilir?

Buna rağmen hâlâ “Devlet vatandaşa bu kadar ceza keser mi?” diyenleri görmek gerçekten insanı isyan ettiriyor.
Devlet keyfinden ceza kesmez. Kurallara uyulmadığı için ceza keser.

Kurallara uyarsınız, kimse size ceza yazmaz.
Direksiyon başına alkollü geçmezsiniz, ehliyetsiz araç kullanmazsınız, insan hayatını tehlikeye atmazsınız… mesele zaten biter.

Açık konuşayım; bana kalsa bu tür sürücüler için yaptırımlar çok daha ağır olmalı. Alkollü ya da uyuşturucu etkisinde araç kullanan kişilerin, psikolojik yeterliliklerini kanıtlayıncaya kadar hatta gerekirse ömür boyu araç kullanmalarının engellenmesi bile tartışılmalıdır.

İçkinizi içmek sizin tercihinizdir. Kimseyi ilgilendirmez.
Ama o halde direksiyon başına geçemezsiniz.

O noktada mesele artık bireysel özgürlük değil, kamusal güvenliktir.

Tabii sorunun bir başka boyutu da ehliyet sistemi. Bugün ehliyet almak çoğu zaman bir formaliteye dönüşmüş durumda. Kurslar büyük ölçüde belge dağıtan yerlere dönüştü. Oysa araç kullanmak ciddi bir sorumluluktur. Psikoteknik testler gibi uygulamalar yalnızca ticari araç sürücülerine değil, tüm sürücülere uygulanmalı. Eğitim süreci daha nitelikli hale getirilmeli.

Çünkü Türkiye’de araç sayısı her yıl hızla artıyor ve trafik meselesi giderek daha büyük bir toplumsal soruna dönüşüyor. Gencecik insanlar hayatlarının baharında yollarda can veriyor.

Bir başka sorun da araç modifikasyonu konusu. Aracını süslemek, kişiselleştirmek elbette anlaşılabilir. Ama sokakları yarış pistine çevirenler, şehir içinde slalom yapanlar artık ciddi şekilde uyarılmalı.

Son dönemde tartışılan konulardan biri de “APP plaka” denilen standart dışı plakalar. Açık konuşayım, bu modaya hiçbir zaman anlam veremedim. İnsanlar ciddi paralar verip aracına standart dışı plaka taktırıyor. Üstelik bu plakalar kameralar tarafından okunmakta zorlanıyor.

Halihazırda yasak olan bu uygulamaya yıllarca göz yumuldu. Şimdi denetimler başlayınca da itirazlar yükselmeye başladı.

Burada gerçekten garip bir durum var.
Plakasız araç kullanmanın cezası 40 bin lira civarındayken, standart dışı plaka kullanmanın cezasının daha yüksek olması elbette tartışılması gereken bir konu. Muhtemelen kanun hazırlanırken gözden kaçan bir durum söz konusu.

Benzer bir tartışma da araç içi multimedya sistemleri konusunda yaşanıyor. Görüşü engelleyen, sürüş güvenliğini tehlikeye atan modifikasyonlara ceza verilmesi anlaşılabilir. Ancak aracındaki ses sistemini biraz iyileştirmek isteyen birinin de tamamen engellenmesi doğru bir yaklaşım olmayabilir.

Bu noktada gerçekten mağdur olan bir kesim daha var: Bu ekipmanları satan ve montajını yapan esnaf. Bir gün öncesine kadar serbest olan bir ürünün ertesi gün yasaklanması, ellerinde büyük stoklarla kalan küçük işletmeleri zor durumda bırakabiliyor.

Bazıları tepki göstermek için ürünlerini kırıp döküyor, yakıyor. Elbette bu görüntüler abartılı olabilir ama ortada gerçek bir mağduriyet olduğu da inkâr edilemez.

Kısacası trafikle ilgili yeni düzenlemeler yapılırken denge çok iyi kurulmalı. Kuralsızlığı önleyecek güçlü yaptırımlar uygulanmalı ama makul kullanım alanları da tamamen ortadan kaldırılmamalı.

Ancak bir konuda hiçbir taviz verilmemeli:
İnsan hayatını tehlikeye atanlara karşı tolerans olmamalı.

Çünkü mesele para değil.
Mesele hayat.

Ve kaybedilen hayatların telafisi yok.





Bir Yorum Yazın
Bu habere yorumlar

Diğer Yazıları

Copyright © 2024