Paradoksun Adı: Güvenlik mi, Özgürlük mü? Yoksa İkisini de Kaybettik mi? - Eskişehir Haber

Konuk Yazar

Konuk Yazar
Konuk Yazar

Paradoksun Adı: Güvenlik mi, Özgürlük mü? Yoksa İkisini de Kaybettik mi?

Paradoksun Adı: Güvenlik mi, Özgürlük mü? Yoksa İkisini de Kaybettik mi?
Yayınlama: 17 Nisan 2026 Cuma - 51
A+
A-

Son yaşanan olayların ardından toplum olarak yine keskin bir savrulmanın içindeyiz. Daha düne kadar “polisin okulda ne işi var?” diyerek güvenlik uygulamalarına karşı çıkan bir kesim, bugün aynı kararlılıkla “polis okulda olmalı” diyor. Bu hızlı dönüşüm ilk bakışta bir çelişki, hatta bir tutarsızlık gibi görünüyor. Oysa mesele bundan daha derin: Bu, aslında toplum olarak denge kuramama problemimizin bir yansıması.

Bizler uzun süredir iki uç arasında gidip geliyoruz. Ya aşırı korumacı oluyoruz ya da tamamen serbest bırakıyoruz. Ya otoriteyi tamamen reddediyoruz ya da kriz anında onu tek çözüm olarak görüyoruz. Bu yüzden de ne özgürlüğü doğru tanımlayabiliyoruz ne de güvenliği sağlıklı bir zemine oturtabiliyoruz.

Bugün geldiğimiz noktada tartışılması gereken asıl mesele, “okulda polis olmalı mı?” sorusundan çok daha fazlası. Çünkü bu soru, buzdağının sadece görünen kısmı.

Son olayda dikkat çeken bir detay var: Çocuğun ailesi. Baba emniyet teşkilatında üst düzey görevli, anne öğretmen. Yani sistemin hem güvenlik hem eğitim ayağını temsil eden bir aile yapısı. Dışarıdan bakıldığında “bilinçli”, “donanımlı” ve “çocuğunu doğru yetiştirebilecek” bir profil. Ama sonuç ortada.

Bu durum bize şunu açıkça gösteriyor: Mesele sadece meslek, eğitim seviyesi ya da maddi imkanlar değil. Temel, hâlâ ailede atılıyor. Ve o temel sağlam değilse, sonradan gelen hiçbir sistemsel müdahale tek başına yeterli olmuyor.

Son yıllarda ebeveynlik anlayışında belirgin bir değişim var. Çocuk merkezli bir dünya kurduk. Onları üzmemek, kırmamak, eksik bırakmamak adına hayatın gerçekleriyle yüzleşmelerini geciktirdik. Her istediklerini yapmaya çalıştık, her hatalarını görmezden geldik. “Ben çekmedim, o da çekmesin” derken, aslında hayatın doğal sınırlarını da ortadan kaldırdık.

Ortaya çıkan tablo ise şu: Kırılgan ama bir o kadar da yüksek egolu bireyler. Hayatın merkezine konulmuş, sürekli ayrıcalık görmüş ama sınırlarla tanışmamış bir nesil. Bu çocuklar büyüdüklerinde, dış dünyada aynı muameleyi göremeyince öfke üretiyor. Otobüste yer vermeyen, okulda güçsüzü ezen, eleştiriye tahammül edemeyen bireyler ortaya çıkıyor.

Bir diğer önemli mesele ise “nefis eğitimi”. Bizim medeniyetimizin temel taşlarından biri olan bu kavram, modern eğitim anlayışında neredeyse tamamen dışarıda bırakıldı. Oysa insanın en büyük mücadelesi kendisiyle. Bu eğitim verilmediğinde ortaya çıkan şey, kontrolsüz bir benlik oluyor. Kendi arzularını her şeyin üstünde tutan, sınır tanımayan bireyler.

Bunun üzerine bir de mevcut hukuki ve sosyal iklim ekleniyor. Artık kimse kimseyi uyarmaya cesaret edemiyor. Öğretmenler “başım derde girer mi” kaygısıyla geri duruyor. Büyükler “yanlış anlaşılırım” diye susuyor. Ebeveynler ise çoğu zaman çocuğuna toz kondurmuyor. Böyle bir ortamda sorunlar büyüyor, sinyaller göz ardı ediliyor ve sonunda geri dönülmez noktaya geliniyor.

Nitekim son olayda da benzer bir tablo var. Ailenin çocuğu psikoloğa götürdüğü ifade ediliyor. Yani ortada fark edilen bir durum var. Sınıf içi görüntülerde de bazı davranışların sinyal verdiği görülüyor. Ama bu sinyaller, yeterince ciddiye alınmamış ya da gerekli bütüncül müdahale yapılamamış gibi görünüyor.

Ve en kritik soru burada ortaya çıkıyor:
Bugün aramızda, benzer sinyaller veren kaç çocuk daha var?

Bu sorunun cevabı rahatsız edici olabilir. Çünkü mesele tekil bir olay değil; yapısal bir sorunun yansıması. Ailede başlayan, eğitim sisteminde devam eden, toplumsal reflekslerle şekillenen bir zincirin sonucu.

Bu yüzden çözüm de tek boyutlu olamaz.
Sadece polisi okula koyarak bu sorunu çözemezsiniz.
Sadece özgürlük vurgusu yaparak da çözemezsiniz.

Asıl ihtiyaç olan şey denge.

Çocuğa hem sevgi hem sınır koyabilmek.
Özgürlük verirken sorumluluk da yüklemek.
Eğitim verirken karakter inşasını ihmal etmemek.
Toplum olarak uyarabilen ama kırmayan bir dil geliştirmek.

Aksi halde bugün “polis olsun” diyenler, yarın başka bir olayda tekrar “olmasın” diyecek. Çünkü biz sorunun köküne değil, sadece sonucuna tepki veriyoruz.

Ve her seferinde biraz daha geç kalıyoruz.

 

teyfik neyzen





Bir Yorum Yazın
Bu habere yorumlar

Diğer Yazıları

Copyright © 2024